Osmanlı’da Aşûre Geleneği

II.Abdülhanid döneminde (1876-1909) Yıldız ve Beşiktaş saray mutfaklannda hazırlanan aşûrenin dağıtımı İstanbullularca sabırsızlıkla beklenirdi. Dağıtım iki şekilde yapılırdı. Birincisi, saray testilerine ve kâselerine konan aşûreleri “tablakâr”lar, Beşiktaş, Ortaköy, hatta daha uzak semtlerdeki yüksek rütbeli devlet adamlarının, ilmiye ve mülkiye ricâlinin konaklanna götürürlerdi. Ertesi gün, “cevap” denen usûl gereği boş testi ve kâselerin çikolata, badern şekeri, fıstık vb. şeylerle doldurularak konak ağalarınca saraya iâdesi âdettendi. İkinci ve asıl dağıtım halka yönelikti. Saray matbahlannın her birinde iki ve dört kulplu büyük kazanlarda, buğday, incir, üzüm, kayısı kurusu, nohut, bakla vb. malzeme ile “dâneli” denen aşûreler pişirilir, 10 Muharrem gecesi sırık hammallarınca taşınan 50-60 kazan, Yıldız Talimhane Meydanı’na götürülerek düzgün bir sıra halinde dizilirdi. Sabah erkenden “Matbah-ı Âmire” müdürü, “Vekilharc” ve “Helvacıbaşı”lar resmî kıyâfetleriyle meydanda hazır beklerler, Seccâdecibaşı”nın, aşûre dağıtımının pâdişâhın buyruğu olduğunu duyurmasından sonra “Matbah-ı Amire” imamı duâ eder, “âmîn” diyen halka parmaklıklı kapılar açılır, her kazanın önünde kuyruklar oluşur ve beraberinde getirdikleri kaplara aşûre doldurulurdu.

close

E-Bültenimize Abone Olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.