Osmanlı’da Adab-ı Muaşeret Kuralları

 

Adab-ı Muâşeret hoşca ve islamca birlikte yaşama kurallarıdır.

Bu kurallar toplumdaki uygarlık düzeyinin de göstergesidir. İnsanın bencil, kaba düşüncelerden sıyrılarak, başkalarına karşı davranışlarını bir düzene koymasını sağlar.

Osmanlı Adabı-ı Muâşeret kullarının en ince örneklerine ev sahipliği yapmıştır.

Her çiçeğin bir anlamı vardı. Mesela eğer pencerenin önünde sarı çiçek varsa; “Bu evde hasta var, lütfen gürültü yapıp rahatsız etmeyin!” demekti. Çiçek kırmızı ise; “Bu evde evlenme çağına gelmiş genç bir kızımız var, dikkatli davranın!” demekti. Akşam olup karanlık çöktüğünde lambayı yak denmezdi. Yakmak kelimesi hoş karşılanmaz bunun yerine lambayı uyandır denirdi. Evlerin kapı tokmaklarının bile incelikleri vardı. Tokmaklar çift halkadan oluşuyordu. Halkalardan birisi aslan başlı motifli ve kalın ses çıkarırdı. Küçük olan ise çiçek motifli ve ince ses çıkarırdı. Eve gelen misafir erkek ise kalın tokmağı tıklatır, ev sahibi gelenin erkek olduğunu anlar, kapıyı evin beyi açardı, ince olan tıklanırsa gelenin bayan olduğu anlaşılır ve evin hanımı kapıyı açardı.Toplumda selam herkes tarafından alınır, verilirdi. Çünkü selamın Hz.Muhammed (s.a.v) ‘in mirası olduğu bilirdi. Mahallede birisi öldüğünde, cenaze evinde yemek pişmezdi. Komşular sırasıyla yemek verirlerdi. Komşunun üzüntüsü paylaşılırdı. Eve gelen misafir evden çıkarken arkasını dönmeden geri geri çıkardı. Kapı eşiğinde ki ayakkabıların ucu evi gösterirdi. Bunun anlamı; “Gidin ama tekrar gelin” demekti. Vel hasıl Osmanlı ’da canlı cansız her şeyin bir hatırı vardı…

close

E-Bültenimize Abone Olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.