OSMANLI SAVAŞLARI

TÜRKLER, bütün tarihleri boyunca olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurulma, yükselme döneminde de, düşmanlarıyla yaptıkları savaşlarda büyük zaferler kazanmışlar, Türk gücünü bütün dünyaya göstermişlerdir. Daha sonraki dönemlerde ise, padişahların kötü yönetimleri sonunda, Osmanlı ordusu bozulmuş, devlet günden güne zayıflamış, toprak kaybetmiştir.

Osmanlı tarihinin büyük savaşlarını, bunlarda kazanılan zaferleri, tarih sırasıyla, bu şekilde sıralayabiliriz.

SIRP SINDIĞI

Osmanlı padişahı I. Murat’ın komutanlarından Hacı İl Bey’in 1364’te 10.000 kişilik ordusuyla Sofya yakifiın-da bir Haçlı ordusunu yok ettiği büyük savaştır.

Osmanlı Türkleri’nin Rumeli’ye yerleşmeye başlamaları Balkan devletlerini korkuya düşürmüştü. Bizans’ın kışkırtmasıyla, Sırplar’la Bulgarlar (Ulahlar) birleşerek büyük bir orduyla Edirne üzerine yürüdüler. Haçlı ordusunu Sofya yakınında karşılayan Hacı İl Bey, bir gece baskınıyla düşmanı kolayca yok etti. Bu savaşa «Sırplar’ın Kırılışı» anlamına, «Sırp Sındığı» denildi.

NİĞBOLU MEYDAN SAVAŞI

25 eylül 1396’da, Tuna boyunda, Niğbolu Kalesi yakınlarında, Yıldırım Bayezit komutasındaki Türk ordusunun Haçlılar’a karşı kazandığı büyük meydan savaşıdır.

Bu savaş, Osmanlılar’a karşı düzenlenen dördüncü Haçlı Seferi’ne karşı yapıldı. Sefere Macaristan, Fransa, İngiltere, Lehistan, ayrıca İskoçya, Kastilya, Aragon krallıkları, Rodos şövalyeleri katılmıştı. Haçlıları ummadıkları bir hızla Tuna boyunda karşılayan Yıldırım Bayezit, Macar birliklerini kesin bir şekilde yok etti. Tuna boyuna kaçanları da Türk akıncıları kılıçtan geçirdiler. Esir edilen, Bursa’ya götürülen birçok Fransız prensi, mareşali sonradan büyük para karşılığında salıverildiler.

OTLUKBELİ MEYDAN SAVAŞI

Osmanlı tarihinin en büyük savaşlarından biridir. 11 ağustos 1473’te, Erzincan yakınlarındaki Otlukbeli ovasında, Fâtih Sultan Mehmet’in komuta ettiği Osmanlı ordusu ile, Uzun Hasan Bey’in komuta ettiği Akkoyunlu ordusu arasında olmuştur. Uzun Hasan Bey, Fâtih’in ateş gücü yüksek Osmanlı ordusu karşısında dayanamadı, ağır bir yenilgiye uğradı. 50.000 Akkoyunlu öldü, binlercesi esir edildi. Uzun Hasan da ancak kaçarak kurtulabildi.

Akkoyunlu Uzun Hasan Bey, Karamanoğlu tarafından da kışkırtıldığı için bu savaşı göze almış, İstanbul’u zaptederek Osmanlılar’ın yerine geçmeyi tasarlamıştı. Bu yenilgi ile Osmanlı egemenliği Anadolu’da kendisini belli etmiş oluyordu.

ÇALDIRAN SAVAŞI

Her ikisi de Türk olan Osmanlı devleti ile Safevî devleti arasında 1514’te geçen önemli bir meydan savaşıdır. Şah İsmail Safevi, başdöndürücü bir hızla, bir devlet kurmuştu. Egemenliği Diyarbakır’dan Taşkent’e kadar uzanıyordu. Dinî esaslara dayanarak Osmanlı İmparatorluğu’nun temellerini yıkmak istiyordu.

Yavuz Sultan Selim 20 mart 1514’te İran seferi emrini verdi. Osmanlı ordusu 23 ağustosta İran ordusuyla Doğu Anadolu’da, Van’ın 90 km. kuzeydoğusunda, Çaldıran’da karşılaştı. Her iki ordu da 100.000’er savaşçıdan, yardımcı birliklerden meydana gelmişti. Osmanlı ordusu hilâl ay biçiminde  açılarak hafif toplarla düşmanı yıprattıktan sonra, Safevîler’i sarıp, yok etmeye başladı. Şah İsmail tesadüfen hayatını kurtarıp kaçabildi. Şah’ın karısı Taçlı Hanım da esirler arasındaydı. Şah İsmail’in imparatorluk hazinesi, çadırları, bütün ağırlıkları Osmanlılar’ın eline geçti.Savaştan sonra Çaldıran’da iki gün kalındı. 6 eylülde İran İmparatorluğu’ nun başkenti Tebriz’e girildi. 11 temmuz 1515’te ordu, istanbul’a döndü. Büyük sefer 1 yıl, 4 ay sürmüştü.

MOHAÇ MEYDAN SAVAŞI

Kanunî Sultan Süleyman’ın komutasındaki Türk ordularıyla Macar orduları arasında 1526’da oldu. Macaristan’ daki Mohaç’ta yapılan savaş sonunda Macaristan haritadan silindi ve Türkler Orta Avrupa’ya egemen oldu.

Mohaç savaşına yol açan Şarlken’in (V. Karl) Avrupa’da egemenlik kurmak istemesidir. O yıllarda Şarlken İspanya Kralı, Alman İmparatoru idi. Fransa Kralı I. François (Fransua)’yı esir etmişti. Fransız Kralı Kanunî’den yardım isteyince padişah bu sefere çıkmaya karar verdi. 1526 yılı nisanında 100.000 kişilik ordusuyla İstanbul’dan yola çıkan Kanuni Süleyman ağustosta Macaristan’a vardı. Macar ordusu 150.000 kişiydi, 100 topu vardı. Osmanlı ordusunda ise daha üstün güçte 300 top bulunuyordu. 29 ağustosta zorlu bir meydan savaşı oldu, 25.000 Macar askeri kılıçtan geçirildi. Geri kalanlar da bataklığa sürülerek yok edildi, iki saat içinde düşman ordusunun mahvedilmesi Türkler’in Orta Avrupa’ya egemen olmasını sağladı.

PREVEZE DENİZ SAVAŞI

Türk denizcilik tarihinin en büyük zaferi ile sonuçlanan savaştır. 18 eylül 1538’de İyonya denizinde, Preveze açıklarında Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ile And-rea Doria komutasındaki Haçlı donanması arasında oldu. Şarlken’in kışkırtması ile, bütün Avrupa devletlerinin donanmalarından meydana gelen 600 gemi, 3.000 top, 60.000 asker bu savaşta 122 gemilik Türk donanmasına karşı çıkmıştı. Barbaros, oğlu Hasan Reis yanında, Şeydi Ali Reis W kanadında, Salih Reis sağ kanadında, Turgut Reis de yedekte olmak üzere, savaşa girişti. Türk gemileri, sayıca az olmakla birlikte, manevra, ateş gücü bakımından Haçlı donanmasından çok üstündü. Savaşın başlamasından kısa bir süre sonra Barbaros yarma, çevirme manevraları ile, top ateşiyle Haçlı gemilerinin yarısından çoğunu bastırdı. Kalan gemiler de gece karanlığından yararlanıp kaçtılar. Bu arada Barbaros, baskın unsurundan da yararlanmış, Andrea Doria’yı beklemediği anda batırmıştı. Kazanılan zaferle Akdeniz’de Türk egemenliği kurulmuş oluyordu.

Preveze zaferi her yıl 28 eylülde Türk Denizcilik Günü olarak kutlanır.

İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI

7 ekim 1571’de Osmanlı donanması ile Haçlı donanması arasında geçen büyük deniz savaşıdır. Korent Körfezi sularında, İnebahtı (Lepanto) yakınlarında olmuştur.

Türkler’in Kıbrıs’ı fethi Avrupa’da büyük tepki yaratmıştı. Papa V. Pius’un ön ayak olmasıyla bütün Avrupa Türkiye’ye karşı ayaklandırıldı. Osmanlı donanmasının başındaki Kaptan-ı Derya Müezzinzade Ali Paşa bir kara komutanıydı. Haçlı donanmasının Türk sularına geleceği haberi üzerine sadrazam (başbakan) Sokullu Mehmet Paşa bir kara askeri olan Vezir Pertev Paşa’ ya donanmayı karşılama görevini verdi. Türk kumandanları arasında patlak veren anlaşmazlıklar, çekememez-likler üzerine, Osmanlı donanması savaşa karışık bir düzen içinde girdi, çabuk bozuldu. 142 Türk savaş gemisi battı, ya da karaya vurdu, 20.000 asker, 10 amiral şehit oldu, 373 Türk topu, Pertev Paşa’nın vezirlik alâmeti kırmızı ipek sancak düşmanın eline geçti. Müezzinzade, elinde kılıcı, şehit oldu. Sadece Uluç Ali Paşa komutasındaki Türk sağ kanadı başarı göstererek düşmanın sağ kanadını bozdu, Malta amiral gemisini ele geçirdi.II. Selim bozgunu haber alınca çok üzüldü. İnebahtı Savaşı sonunda Osmanlılar hiç toprak kaybetmedilerse de bu ilk Türk bozgunu Avrupa’da Türkler’in «yenilmez» oldukları inancını sarstı. Sadrazam Sokullu’nun Venedik elçisine, «Siz înebahtı’nda donanmamızı bozmakla sakalımızı tıraş ettiniz. Biz ise Kıbrıs’ı almakla kolunuzu kestik. Kesilen kol çıkmaz, kesilen sakal daha gür biter.» sözü de ünlüdür.

HAÇOVA MEYDAN SAVAŞI

Osmanlılar’ın 26 ekim 1596’da Macaristan’da Haçova’da Almanya ile yaptığı savaştır. Osmanlılar’ın Almanya ile olan şavaşı 1593’te başlamıştı. III. Mehmet kesin bir sonuç almak amacıyla sefere çıktı. Kuzeydoğu Macaristan’daki Eğri önlerine geldi. Almanlar’ın elinde olan bu kaleyi aldı. Almanya ile bağlaşıklarının ordusuna imparatorun kardeşi Arşüdük Maximilien komuta ediyordu. Komutasındaki kuvvetlerle, Osmanlı ordusunu vurmak, Eğri’yi geri almak için kaleye yaklaştı. Bu kuvvetlerin çok az ve zayıf olduğunu tahmin eden sadrazam Damat ibrahim Paşa düşmana çok yakın olan IV. vezir Cafer Paşa’ya taarruz emri verdi. Cafer Paşa emrindeki 15.000 kişilik kuvvetle harekete geçti. Rumeli beylerbeyi Veli Paşa bu taarruza katılmadı, 10.000 askeriyle geri döndü. Düşman saflarının içinde büyük kayıplar veren Cafer Paşa, 4.500 kişilik kuvvetle, Arşüdük Maximilien’in alaylarına karşı çıktı, yüzlerce şehit verdi. 4 gün süren bu savaşa Birinci Haçova Savaşı denir.

Bundan sonraki meydan savaşı Tira ırmağının batı kıyısında Haçova denilen yerde başladı. Osmanlı ordusu 25 ekim günü Haçova’ya girdi, düşman ordusu karşısında mevzilendi. Düşman ordusu 300.000, Osmanlı kuvvetleri ise 140.000 kişiydi. Türk öncü kuvvetlerine Fetih Giray Han’la Ağaoğlu Sinan Paşa komuta ediyordu. Öncü güçler Almanlar’a 6.000’e yakın kayıp verdirdi.

Asıl büyük çarpışma 26 ekim sabahı başladı, harekete geçen Alman kuvvetleri Osmanlı ordusunu biraz yıprattılar. Padişah bu durum karşısında otağına çekildi. Sadrazam durumun kötü
olduğunu bildirdi, kuvvetlerin geri çekilmesini istedi. Bu hoş karşılanacak bir durum değildi ama, sadrazam başka çare olmadığını söylüyordu.

Bunun üzerine, III. Mehmet, geri çekilmeye karar verdiyse de babası III. Murat’ın yaşlı hocası tarihçi Hoca Sadettin Efendi, atın geminden tutarak, gitmesine engel oldu, padişahı savaşa devama zorladı. Padişahla Hoca Sadettin Efendi’yi atlarının üzerinde savaşa hazır gören akıncılarla Kırım atlıları düşman kuvvetlerine saldırdılar. Türk çadırlarını yağmalamaya başlamış olan düşmanı yok etmek kolay oldu. Kısa bir süre içinde 20.000 kişi bataklığa saplanarak öldü. Düşmanın 100 topu da Türkler’in eline geçti. Büyük kuvvet kaybeden Arşüdük Maximilien geri çekilmek zorunda kaldı. Düşman ordugâhı büyük ganimetlerle Türkler’in eline geçti, büyük bir meydan savaşı kazanıldı.

KANİJE SAVUNMASI

1601’de’ 73 gün süren, Osmanlı komutanı Tiryaki Hasan Paşa’nın Avusturyalılara karşı yaptığı savaştır.

Sınır boyundaki Osmanlı eyaletinin başkenti olan Kanije’yi, 9 eylül 1601’de Arşüdük Ferdinand’ın 100.000 kişilik ordusu kuşatmıştı. Eyalet valisi yaşlı Tiryaki Hasan Paşa, birkaç bin muhafız, 100 kadar küçük topla düşmanı aylarca oyaladı. Yiyecek, barut bittikten sonra da, 18 kasımda, bir gece baskınıyla Arşüdük Ferdinand’ın ordusunu dağıtıp bozguna uğrattı. Bu baskında 80.000 ölü veren düşman tek topunu bile kurtaramadı. Ferdinand gecelik kıyafetiyle atına binerek kaçtı, geride bütün ordu hazinesini bıraktı. Türkler, 47 büyük top, 14 bin tüfek, 60.000 çadır, Kanije’nin bir yıllık ihtiyacını karşılayacak kadar giyecek, yiyecek, ilâç ele geçirdiler.

Bu büyük zafer üzerine III. Mehmet beylerbeyi (orgeneral) rütbesinde olan Tiryaki Hasan Paşa’ya «vezaret» (mareşallik) verdi. Hasan Paşa 1611’de ikinci defa Budin beylerbeyi iken Budapeşte’de öldü.

close

E-Bültenimize Abone Olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.